Beykoz Mutlu Son Hizmeti Ebru

Beykoz Mutlu Son

Beykoz Mutlu Son

yöneldi; ortadan yok oldu. Jack’ın peşinden gitmişlerdi hepsi.

Minnacık oğlanlar bile, yapraklar ve kırık dallarla başa

çıkmak için ellerinden geleni yaparak, Jack’ın arkasından

gittiler. Ralph, elinde denizkabuğu, baş başa kaldı Domuzcuk

ile.

Domuzcuk’un nefes alıp verişi düzenliydi artık. Hor

görürcesine mevzuştu:

“Bebekler şeklinde!” dedi. “Bir sürü bebek gibi davranıyorlar!”

Ralph kararsız, Domuzcuk’a baktı; denizkabuğunu bir ağaç

kütüğünün üstüne koydu.

Domuzcuk,

“Evde herhalde çay vaktidir şimdi” dedi.

“Acaba ne halt etmeyi tasarlıyorlar dağın tepesinde?”

Domuzcuk, denizkabuğunu saygıyla okşadı. Sonra durdu,

başını kaldırdı:

“Ralph! Hey! Nereye gidiyorsun?”

Beykoz Mutlu Son

Ralph, uçağın ormanda açtığı yaranın ilk izlerine varmıştı

bile. Çatırdayan dalları, kahkahaları duyuyordu çok önlerinde.

Domuzcuk, tiksinircesine seyretti Ralph’ın gidişini.

“Tıpkı bir sürü bebek gibi…”

İçini çekti, eğildi, ayakkabılarının bağlarını bağladı. Yollara

düşen toplantının gürültüsü uzaklaştı dağda. Domuzcuk,

çocukların saçma sapan taşkınlıklarına ayak uydurmak

zorunda kalıp, kurban durumuna düşen bir babanın acılı

yüzüyle denizkabuğunu aldı, ormana doğru yöneldi. Uçağın

ormanda açtığı yaranın kargaşası içinde kendine yol aradı.

Dağın doruğunun öte yanında, aşağılarda, ağaçlı bir düzlük

vardı. Ralph, iki avucunu birleştirerek, bir çanak tutuyormuş

şeklinde yaptı gene:

“İstediğimiz kadar odun bulabiliriz aşağıda.”

Jack, evet dercesine başını salladı; alt dudağını

parmaklarıyla tutup çekiştirdi. Aşağı yukarı yüz ayak kadar

altlarında, dağın en dik yamaçlarından birindeki orman, yakıt

olarak özellikle hazırlanmıştı sanki. Rutubetli sıcağın

yıprattığı ağaçlar, gereğince toprak bulamadıkları için tam

büyüyememişler, vaktinden önce devrilip çürümüşlerdi.

Sürüngen bitkiler onların beşiği olmuş; yeni fidanlar,

doğrulup büyüyebilmek için bir yol aramışlardı kendilerine.

Jack, üniformalarının kara şapkaları bere gibi yana kaymış,

hazır durumda bekleyen koro çocuklarına döndü:

“Bir odun yığını yapacağız. Haydi, gelin.”

Aşağı inmeye en uygun olan patikayı buldular. Kütükleri

çekmeye koyuldular. Doruğa varan minik oğlanlar da, bayır

aşağı kayıp geldiler. Domuzcuk’tan başka herkes uğraşıp

duruyordu. Odunların çoğu öylesine çürümüştü ki, çekince

böcekli, minik parçalara ufalanıyor, darmadağın oluyordu.

Fakat kimi kütükler tek parça halinde kalmıştı. İşe yarayacak

ilk kütüğü